şirinnar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şirinnar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Ocak 2016 Cumartesi
Gaziantep'te Gastronomi Eğitimi Sertifika Programı
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ve Gaziantep Gastronomi ve Turizm Derneği (GASTURDER) arasında imzalanan protokol kapsamında 'Profesyonel Gastronomi Eğitimi Sertifika Programı' düzenlenecek. Kentin gastronomi değerlerinin uluslararası standartlara taşınabilmesi, altyapısının güçlenmesini hedefleyen eğitim programında, öncelikle yiyecek-içecek sektöründe istihdam edilen personellerin dahil edilmesi, sürdürülebilir eğitim programı ile ilerleyen süreçte kalifiye eleman açığının kapatılması amaçlanıyor. Türkiye'nin en ünlü şefleri, alanında uzman akademisyenler ile uzman eğitmenler eşliğinde gerçekleştirilecek eğitimlerin ilki, yiyecek-içecek işletmeleri çalışanlarına verilecek.Eğitim programında, mutfak personeli, servis personeli, barista ile yönetici eğitimleri, gastronomi ve dünya gastronomi trendleri, moleküler gastronomi, mutfak kültürü, dünyadan mutfak alanındaki yenilikler, koyulaştırıcılar ve bağlayıcılar, pişirme teknikleri, tabak dizayn, tasarım, Türk mutfağı, kaybolan Gaziantep yemekleri, yöresel yemeklerin modern yorumu, glutensiz ve diyet Gaziantep yemekleri, tatlıları, kahve çeşitleri ile sunum teknikleri, kişisel gelişim ve iletişim, duygu durumları ve müşteri psikolojisi, meslek etiği, iş güvenliği, gıda güvenliği ve hijyen eğitimleri yer alacak. öte yandan 5 Şubat Cuma günü başvuruların sona ereceği eğitim programına katılmak isteyenlerden, 2 adet vesikalık fotoğraf, nüfus cüzdanı fotokopisi, SGK dökümü (2015 Aralık veya 2016), diploma fotokopisi ile Büyükşehir Belediyesi Mutfak Sanatları ve Eğitim Merkezine (MUSEM) gelmeleri istendi. Gaziantep Üniversitesi, Gaziantep Sanayi Odası, Gaziantep Ticaret Odası ve KOSGEB’in de katkı sunduğu eğitim programı, 18 Şubat Perşembe günü Mehmet Reşit Göğüüş Mutfak Sanatları Eğitim Merkezinde başlayacak.
TÜİK ve Gaziantep: İnsanca Yaşam Zor
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde yaşam endeksine bağlı yaşanabilir kent sıralamasını açıkladı. Buna göre yaşanabilir kent sıralamasında 60. sırada kendine yer bulan Türkiye’nin 8. büyük kenti Gaziantep, eğitimde 67. sağlıkta 70. güvenlik 44. sivil toplumda 71. kent yaşam memnuniyetinde 54. sırada kendine yer buldu. Bu tabloyu sorduğumuz Antepliler, ‘şaşırmadık’ dedi. Evrensel'den İnanç Yıldız'ın haberine göre Antep’in sağlıkta 70. sırada olmasına şaşırmayan Emekli Memik Çoban, hastaneye gittiklerinde aşırı yoğunluktan dolayı kapıdan içeriye girmekte zorlandıkları için sağlıklı bir şekilde muayene olamadıklarını söyledi. Muayene olabilseler bile bu sefer de çeşitli adlar altında para ödemek zorunda kaldıklarını belirten Çoban, maddi olarak zorlandıklarını dile getirdi. Sürekli bir geçim sıkıntısı içinde olduklarını söyleyen Çoban, 55 yaşında olmasına rağmen tatil için Antep dışında bir yere gidemediğini dile getirdi. Kültürel ve sanatsal olarak Gaziantep’in eksik olduğunu söyleyen Esnaf Ümit Çifteli ise “Sanatı olmayan bir şehir gelişir mi? Yapılan sosyal tesisler var. Buralar da ancak ölülerimizi kaldırdığımız yer oldu” diyor. 'İŞÇİLER İÇİN ANTEP’TE YAŞAM ZOR' Antep’te yaşamanın işçiler için zor olduğunu dile getiren İşçi İlhan Kazıcı da, işçi haklarının gasbedilmesinde Antep’in başı çeken illerden biri olduğunu söylüyor. Asgari ücrete zam yapıldığını ancak bunun yanında ulaşıma, elektriğe, suya, temel ihtiyaçlara da zam yapıldığını, kiraların da çok yüksek olduğunu belirten Kazıcı, “Durum bu olunca halkın hayatı zorlaşıyor” dedi. 'EĞİTİM VE SAĞLIK HAKKINDAN YARARLANAMIYORUZ' TÜİK’in verilerine şaşırmayan vatandaşlardan biri de Mustafa Kaya. Antep’in bu durumda olmasını yerel yöneticilerinin kenti doğru yönetememesine bağlayan Kaya, eğitim ve sağlık hakkından yeteri kadar yaralanamadıklarını söyledi. Kaya, çözülemeyen kent trafiğinin bile kentteki yaşamlarını etkilediğini söylüyor. EĞİTİMDE SORUNLAR 10 YIL ÖNCEYLE AYNI Kentte eğitimin durumuna ilişkin konuştuğumuz Eğitim Sen Antep Şube Başkanı Ali Ersönmez, “Gaziantep gibi ekonomik, tarihsel, kültürel olarak uzun geçmişi olan bir kentin eğitimde 67. sırada olması eğitime dair birikmiş sorunların çözülemediğini gösteriyor” dedi. Bu tablonun hem yerel idarecilerin hem de iş çevrelerinin geliştirdiği siyasetten kaynakladığını belirten Ersönmez, 10 yıl önceki sorunların olduğu yerde durduğunu belirtti. Antep’te öğretmenler açısından çalışma güçlüğü olduğuna dikkat çeken Ersönmez, “Birçok ile göre iki katı öğrenci ile çalışılıyor. Öğretmen ve öğrenci açısından eğitim görmenin zorlukları diğer kentlere göre daha yüksek. Eğitim bileşenleri açısından eksikliğin giderilmesi gerek” dedi. Eğitimin parasız olması gerektiğini söyleyen Ersönmez, “Okullaşma oranı çok hızı bir şekilde artırılmalı. Çünkü derslik başına düşen öğrenci mevcutları Türkiye ortalamasının çok üstünde. Okullardaki fırsat eşitsizliği de ortadan kaldırılmalıdır” dedi. Eğitime bakış açısını değiştirecek planlamalar yapılması gerektiğine vurgu yapan Ersönmez, “Eğitime verdiğiniz değer, geleceğe verdiğiniz değerdir. Sanayiye yorulan kafanın yarısı kadar eğitime kafa yorulsa sorunlar azamiye iner” şeklinde konuştu.
29 Aralık 2015 Salı
IŞİD ‘Büyük Avrupa Saldırısı’ Yapacak İddiası
IŞİD’in intihar timini Libya üzerinden İtalya’ya gönderdiği ve saldırı hazırlığında olduğu ortaya çıktı. Koalisyon güçleri içinde yer alan ülkelere karşı eylemler yapmaya başlayan IŞİD’in yılbaşı ya da yeni yıla yakın günlerde “Büyük Avrupa saldırısı” hazırlığında olduğu iddia edildi. Bu eylem çerçevesinde örgütün, henüz Avrupa’da yerleri tam olarak belirlenemeyen kiliselerle eğlence amacıyla toplanılan yerleri hedef aldığı ve intihar saldırısı düzenlemeyi amaçladığı belirtildi. Türkiye’ye giren 5 kişilik IŞİD grubu için güvenlik birimlerine uyarı gönderildi.
Suriye’de kontrolü altındaki çatışma bölgelerine yönelik koalisyon güçlerinin hava saldırıları sonrasında misilleme eylemlerine başlayan Paris’te eş zamanlı eylemlerle son yılların en büyük terör saldırısını düzenleyen terör örgütü IŞİD’in, yılbaşı ya da yeni yıla yakın günlerde Avrupa’da büyük bir eylem hazırlığı yaptığı öğrenildi. Milliyet’ten Tolga Şardan‘ın haberine göre, IŞİD’in son dönemde eylemlerinin artırması nedeniyle çatışma bölgelerindeki faaliyetlerini yoğunlaştıran istihbarat birimleri, örgütün yeni planı hakkında önemli bilgilere ulaştı.
Çatışma bölgelerindeki IŞİD militanlarının kimliklerine ulaşmayı hedefleyen istihbarat birimleri geçtiğimiz günlerde önemli bir bilgi edindi. Buna göre, koalisyon güçleri içinde yer alan ülkelere karşı eylemler yapmaya başlayan IŞİD’in yılbaşı ya da yeni yıla yakın günlerde “Büyük Avrupa saldırısı” hazırlığında olduğunu tespit etti.
Bu eylem çerçevesinde örgütün, henüz Avrupa’da yerleri tam olarak belirlenemeyen kiliselerle eğlence amacıyla toplanılan yerleri hedef aldığı ve intihar saldırısı düzenlemeyi amaçladığı anlaşıldı.
500 kişi eğitildi
İstihbarat birimleri, IŞİD’in ABD’deki 11 Eylül saldırılarına benzer biçimde eylem yapmayı hedeflediği ve bu amaçla en az 500 kişilik IŞİD’linin çatışma bölgelerinde eğitime alındığı ve bu grubun büyük bölümünün Eylül-Ekim döneminde Libya üzerinden İtalya’ya gönderildiği bilgisine ulaşıldı.
Avusturya polisi, önceki gün yılbaşına kadar Avrupa başkentlerinde olası bir terör eylemi gerçekleşebileceği uyarısını yapmıştı. Viyana polisi açıklamasında, uyarının, ismi verilmeyen bir “dost” istihbarat servisinden geldiği ve buna göre yılbaşından önce Avrupa başkentlerinde muhtemel bir terör saldırısı düzenlenebileceği belirtilmişti. Benzer istihbaratın bütün Avrupa başkentlerine gönderildiği belirtilen açıklamada, bazı potansiyel saldırganların isimlerinin belirlendiği, ancak şimdiye kadar yapılan incelemelerde somut bir sonuca ulaşılmadığı vurgulanmıştı.
Türkiye de alarmda
İstihbarat birimlerinin, geçen Kasım ayı içinde beş kişilik IŞİD grubunun Şanlıurfa’dan Mersin’e gittiğini belirlediği de ortaya çıktı. Beş kişilik grubun liderliğini IŞİD’in merkezi Rakka’da yaşayanSuriyeli Haşan Al Talab’ın (33) yaptığını belirleyen istihbarat birimleri, Al Talab’ın eşinin de yine grupla birlikte hareket ettiğini tespit etti.
Güvenlik birimleri, yaşanan süreç ve yaklaşan yılbaşı nedeniyle Al Talab ve beraberindekilerin yeni yıl kutlamaları ile bağlantılı olabileceği değerlendirmesini yaparken, yurt genelindeki güvenlik birimleri arka arkaya gönderilen yazılarla uyarıldı.
27 Aralık 2015 Pazar
CHP Gaziantep Kadın Kolları Başkanını Seçti
Cumhuriyet Halk Partisi Gaziantep İl Örgütü il başkanlığı seçiminden sonra Kadın Kolları Başkanlığı seçimlerini de yaptı. Yapılan seçimde Kadın Kolları başkanı daha önce de atamayla göreve gelmiş olan Mine Polat oldu.
Şato Resturant’da düzenlenen, Filiz Atakan ve Mine Polat’ın yarıştığı seçimde konuşma yapan yeni İl Başkanı Av. Nesrin Tuncel “Kadınlar olarak ülkenin bu kötü gidişine dur demek zorundayız. Kurtuluş Savaş’ında kadınlarımız nasıl ülkeyi kurtardıysa şu anda yaşanan kötü günlerde de kadınlarımız yeniden ülkenin kötü gidişatına müdahale edecektir” dedi.
Sosyal demokrat kadınlar olarak bizler her zaman kadın haklarının en iyi savunucuları olarak mücadelemizi sürdüreceğiz diyen Tuncel “Şu anda seçilecek olan İl Kadın Kolları ile birlikte eskisinden daha etkili, daha güçlü çalışmalar yaparak halkımızı bilgilendireceğiz” şeklinde konuştu.
Seçim Sonuçları
Filiz Atakan 37 oy Mine Polat 114 oy
Kadın Kolları Yönetim Kurulu Üyeleri; Asiye Yıldız, Zehra Gündoğdu, Pınar Erdem, Seda Güler, Hanife Albayram, Hatice Yıldırım, Elif Titiz, Feray Suran, Muazzez Çiloğlu, Beyza Kasapoğlu, Hatice Tanak, Fatoş Uğur
Tayyar’dan Demirtaş’a Hodri Meydan
AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, dokunulmazlığının kaldırılmasına dair 9 fezlekesinin olduğunu belirterek, “HDP’lilerle birlikte işleme konulsun, birlikte yargılanalım. Genel Kurula Demirtaş dahil HDP’lilerin dokunulmazlık dosyaları getirilirse tereddütsüz kaldırılması için oy veririm” dedi.
AK Parti Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar, sosyal medya hesabından HDP Milletvekillerine göndermede bulundu. Şamil Tayyar, “Dokunulmazlığımın kaldırılmasına dair 9 fezlekem var. HDP’lilerle birlikte işleme konsun, birlikte yargılanalım. Hodri meydan. Gücüm 1 oyla sınırlıdır. Genel Kurul’a Demirtaş dahil HDP’lilerin dokunulmazlık dosyaları getirilirse, tereddütsüz kaldırılması için oy veririm”
“Kürt Halkı, Öz Gücüne Güvenen Mücadele Sürecine Girdi”
Diyarbakır’da toplanan DTK sonuç bildirgesinden ‘Demokratik özerk bölgeler’ oluşturulması kararı çıkarken, Demirtaş, toplantı sonrası Başbakan Davutoğlu’nun kendisiyle yapacağı görüşmeyi iptal etmesine ilişkin açıklamalarda bulundu.
Diyarbakır’da toplanan Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) sonuç bildirgesinden, ‘Demokratik Özerk Bölgeler’ teklifi çıktı. Bildirgeyi açıklayan DTK Eş Bbaşkanı Hatip Dicle, ülke genelinde kültürel, ekonomik, coğrafi yakınlıkları dikkate alınarak bir veya birkaç komşu şehri kapsayacak biçimde demokratik özerk bölgelerin oluşturulması gerektiğini söyledi. HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da deklarasyonda ifade edilen çerçevenin Türkiye’de hakim bir yönetim biçimi haline gelmesi için ellerinden geleni yapacaklarını ve mücadele içinde olacağını söyledi. Demirtaş, Başbakan Davutoğlu’nun kendisyele yapacağı görüşmeyi iptal etmesini ise “Görüşmemek için bahaneler aranıyordu. Üslup meselesi basit bir gerekçe yapıldı. Yoksa aslında konuşamayacak durumda olduklarını, bir çözüm politikalarının olmamasından kaynaklı bir tutumdan kaynaklandığı görülüyor” dedi.
DTK’nın Diyarbakır’da 2 gündür devam eden olağanüstü kongrenin ikinci gününde, sonuç bildirgesi açıklandı. DTK Eş Bbaşkanı Selma Irmak’ın Kürtçe okuduğu ve 14 madde ile altı doldurulan sonuç bildirgesini DTK Eş Başkanı Hatip Dicle Türkçe okudu.
“KÜRT HALKI, ÖZ GÜCÜNE DAYANAN MÜCADELE SÜRECİNE GİRDİ”
İmralı’da yürütülen görüşmelerin sonlandırılıp, varılan mutabakatın yok sayılarak savaş kararı alındığı görüşünü savunan Hatip Dicle, PKK’ya dönük operasyonlarının başlatıldığını, en meşru demokratik taleplerinin şiddet yöntemleriyle bastırılmaya çalışıldığını söyledi. Bunun sonucunda bazı il ve ilçelerde halk meclislerinin ‘özyönetim’ kararı alındığını belirten Dicle, şöyle dedi:
“Özyönetim ilan edilen yerlerde bir yıldır sakız gibi çiğnenen kamu güvenliği adı altında seçilmişlere, sivil halka, siyasetçilere ve gençlere yönelik tutuklama ve infazlara yönelmesi, özyönetim alanlarını hendekler ve barikatlarla savunma durumunu ortaya çıkarmıştır. Bugün, sorunu hendeklere sıkıştıran ve bunun üzerinden geliştirilen devlet terörünü meşrulaştıran politikalara karşı halkımızın geliştirdiği meşru direniş, özünde kendi kendini yerelden yönetme, yerel demokrasiyi inşa etme talebi ve mücadelesidir. Kürt halkının hukuki, siyasi ve statü talebi kabul edilmediği için Kürt halkı da kendi öz gücüne dayanan bir mücadele sürecine girmiştir. Bu mücadele toplumsal sorun üreten iktidarcı, merkeziyetçi ve erkek egemen yönetim anlayışlarına alternatif olarak demokratik siyaset anlayışını, yönetim modelini ve sistemini benimseyen, toplumsallığı ve birlikte yaşamı, Kürt sorununun siyasi statü temelinde demokratik çözümünü esas almaktadır. Bu da, sorunun esas olarak bir demokrasi ve özgürlük sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. Demokrasi ve özgürlük talepleri özünde siyasi statü talepleridir. Çözümü de siyasi müzakere zemininde olmalıdır. Bu nedenle, yaşadığımız bütün sorunların aşılabilmesi için diyalog ve müzakere kanallarının yeniden devreye girmesi önemlidir. Bunun için de, Kürt halk önderi sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanmasını, sürecin sağlıklı ve istikrarlı yönetilebilmesi için zorunlu görmekteyiz.”
Demokratik özerkliğin içeriğini doldurarak önümüzdeki günlerde, kamuoyuna deklere edeceklerini anlatan Dicle, “Bu açıdan daha önce DTK’nin kamuoyuna sunduğu, HDK, DBP ve HDP’nin de programlarına aldığı demokratik özerkliğin içeriğini doldurarak kamuoyuna deklare etmek istiyoruz. Böylece özyönetim ilan eden halkımızın amacı ne, ne istiyor? Soruları daha iyi anlaşılacaktır” dedi.
Hatip Dicle, Türkiye’nin tarihsel geçmişine, çok kültürlü ve çoğulcu toplum yapısına, kalabalık nüfus ve büyük coğrafya gerçekliğine en uygun yönetim modelinin demokratik özerklik olduğunu rasyonel düşünen herkesin kabul edeceğini söyledi.
“TOPLUMUN KENDİ SAVUNMASI ELZEM”
DTK’nın olağanüstü kongresinde, özyönetimin içeriğinin doldurularak sahiplenilmesi, savaş ve şiddet politikalarına karşı bireyin ve toplumun kendi öz savunmasını almasının meşruluğunu, toplumsal inşa sürecinin de eşzamanlı ele alınarak hayata geçirilmesinin elzem olduğu kararı alındığını kaydeden Hatip Dicle, şöyle konuştu:
“Katliam ve halkı sindirme amaçlı gerçekleştirilen bu saldırılar sonucu hem ölümler, yaralanmalar yaşanmakta, hem de kentlerde tarihi-kültürel miraslarımız, ibadet yerlerimiz yakılmakta ve yıkılmaktadır. Kürt halkı da hem özyönetimin ilan edildiği yerlerde, hem de bulunduğu her alanda direnişini giderek büyütmektedir. DTK olarak halk meclislerinin ilan ettiği özyönetim ilanlarını ve halkımızın her alanda yürüttüğü bu haklı ve meşru direnişi sahipleniyor; Kürt halkının ve tüm Türkiye halklarının bu direnişlere katılmasını ve destek vermesini demokrasi ve özgürlük mücadelesi gereği olarak görüyoruz. Şu anda yaşananlar AKP hükümetinin gösterdiği gibi hendek ve barikat sorunu değil, demokrasi sorunudur. AKP’nin saldırgan politikası ise halkın iradesini ve yerel demokrasiyi tanımayarak halkın özgür ve demokratik yaşam iradesini kırmaya yöneliktir. Var olan gerilim ve çatışmalar ancak demokratikleşme zihniyeti ve çözüm yaklaşımıyla ortadan kaldırılabilir. Kürt sorunu gibi temel bir sorunun çözülmemesinin, direnişin derinleşerek büyümesine yol açacağı aşikardır. DTK genişletilmiş olağanüstü genel kurulu; yaptığı kapsamlı tartışma ve değerlendirmeler neticesinde, özyönetimin içeriğinin doldurularak sahiplenilmesini, savaş ve şiddet politikalarına karşı bireyin ve toplumun kendi öz savunmasını almasının meşruluğunu, toplumsal inşa sürecinin de eşzamanlı ele alınarak hayata geçirilmesinin elzem olduğunu karara bağlamıştır.”
“ÖZYÖNETİM İLANLARI, DEMOKRATİKLEŞTİRME ADIMLARIDIR”
Kürt sorununun, demokratik özerklik çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesinden ayrı ele alınamayacağını savunan Dicle “Özyönetim ilanları kesinlikle Türkiye’yi de demokratikleştirme adımlarıdır; Yerinden yönetimi sağlayan yasal demokratik adımların atılmasını da tüm Türkiye halkları açısından gerekli ve doğru bir adım olarak görüyoruz” dedi.
Hatip Dicle, demokratik özerklik, özyönetimler ve yerel demokrasi açısından spekülatif tartışmaların son bulması için Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik şartındaki çekincelerin kaldırılması yanında, aşağıda belirteceğimiz demokratik özerklik sorumluluk alanlarının tespiti çerçevesinde sadece Kürt sorununun değil; siyasi, toplumsal ve idari birçok sorunun çözümüne kapı aralayacağına inanıyoruz” diye konuştu.
İŞTE 14 MADDELİK BİLDİRGE
DTK genişletilmiş olağanüstü genel kurulunda alınan kararlarla ilgili Hatip Dicle tarafından açıklanan 14 maddelik sonuç bildirgesi şöyle:
“1- Ülke genelinde kültürel, ekonomik, coğrafi yakınlıkları dikkate alınarak bir veya birkaç komşu şehri kapsayacak biçimde demokratik özerk bölgelerin oluşturulması.
2- Tüm bu özerk bölgelerin ve kentlerin demokratik esaslarla seçilmiş meclisler ve meclisler içinden seçilmiş özyönetim organları tarafından Türkiye’nin yeni demokratik Anayasası’nın temel prensipleri çerçevesinde yönetilmesi. Özerk Bölgelerin halk iradesinin ayrıca TBMM ve merkezi yönetimde de demokratik esaslar temelinde temsil edilmesi.
3- Demokratik özerk bölgeler ve diğer idari birimlerde merkezi yönetimin seçilmişler üzerindeki her türlü vesayetine son verilmesi, seçilmişleri görevden alma yetkisinin kaldırılması. Merkezi yönetim organlarının, yeni demokratik anayasa ilkelerine uyulması doğrultusundaki denetimleri dışında bölgesel ve yerel yönetimler üzerindeki her türlü vesayetinin son bulması.
4- Özerk bölge ve kentlerde şehir, mahalle, köy, kadın ve gençlik meclislerinin, farklı halklar ve inanç toplulukları meclislerinin, sivil toplum örgütlerinin karar alma ve denetleme süreçlerine doğrudan katılımının sağlanması.
5- Demokrasinin derinleşmesi, kapsamlılaşması, özgür ve demokratik yaşamın sağlanması açısından kadınların meclislerde, tüm karar mekanizmaları ve özyönetim kademelerinde eşit temsilinin tanınması. Kadınların ihtiyaçları doğrultusunda meclis, komün ve toplumsal kurumlar kurabilmesi; kadın kurumları ve kadınlarla ilgili kararların tamamen kadın meclislerinin onayından geçmesi. Kadının her alanda özgür ve özerk örgütlenmesinin tanınması.
6- Gençliğin karar mekanizmaları ve özyönetim organlarında yer alması. Bu açıdan gençliğin her alanda özgün örgütlenmesi ve karar mekanizmalarına özgün kimliğiyle katılmasının sağlanması.
7- Her kademede eğitimin özyönetimlere bırakılması. Türkçenin yanı sıra bütün anadillerin de eğitim ve öğretim dili olması. Eğitim müfredatında genel müfredat dışında yeni demokratik anayasa, evrensel değerler ve insan hakları çerçevesinde yerelin tarihi, kültürel ve toplumsal özgünlükleri ve ihtiyaçları temelinde müfredata eklemeler yapılması. Türkçenin yanında yerel dillerin de resmi dil olarak kabul edilmesi.
8- Dil, tarih ve kültür alanında her türlü çalışma yapabilmek. Aynı zamanda İnanç ve ibadet hizmetleri sunan kurumların özerk kurumlar olarak örgütlendirilmesinin sağlanması.
9- Bütün düzeylerdeki sağlık ve tedavi hizmetlerinin özerk yönetimlerce sunulabilmesi.
10- Yargı Sistemi ve Adalet Hizmetlerinin Özerk Bölge Modeline göre yeniden düzenlenmesi.
11- Toprak, Su ve Enerji kaynaklarının Ekolojik çerçevede toplum yararına işletilmesi,denetlenmesi ve üretimden pay alma yetkisinin Özerk Bölge Yönetimine verilmesi.Öz yönetimin tarım, hayvancılık, sanayi ve ticaret dahil her alanda genel demokratik anayasa ilkelerine ters düşmeden her türlü üretim ve işletme birimleri oluşturma,bu tür toplumsal ve bireysel girişimleri destekleme, teşvik etme,hibe desteği sunma yetkisine sahip olması.
12- Özerk Bölgenin yönetim alanında ve kent içinde, her türlü kara, hava, deniz ulaşım hizmetlerini sunması ve denetimini sağlaması. Trafik hizmetlerinin merkezi trafik kurumları ile uyumlu halde yerel yönetim organları denetimindeki birimlerce yürütülmesi.
13- Yukarıda belirtilen hizmetlerin sunulabilmesi için yerelde bütçelemenin Özerk Bölge Yönetimine devredilmesi ve kadın odaklı bütçelemenin esas alınması; merkezle ve diğer yerellerle varılacak anlaşmalara ve hakkaniyet ilkelerine bağlı olarak bazı vergilerin özyönetim birimleri tarafından toplanması. Merkezin yerelden topladığı bütün vergi gelirlerinden yerele pay verilmesi. Merkezin bölgelerin gelişmişlik farkını giderecek şekilde gerekli tedbirleri alması.
14- Özerk Bölge Yönetiminin denetiminde, yereldeki asayişin tümünü sağlayacak resmi yerel güvenlik birimlerinin kurulması, bu birimlerin Anayasal kurallar çerçevesinde ihtiyaçlara bağlı olarak kurulmuş merkezi savunma ve güvenlik birimleriyle koordineli olarak çalışması.”
“DEKLERASYON, ÖNERİ VE ELEŞTİRİLERE AÇIKTIR”
DTK Eş Genel Başkanı Hatip Dicle, konuşmasının son bölümünde, 14 madde ile altını doldurdukları demokratik özyönetimi kararın tartışmaya, önerilere ve eleştirilere açık olduğunu hatırlatarak, şunları söyledi:
“Demokratik özyönetimlerin Türkiye’nin demokratik birliği ve halkların ortak geleceği temelinde gerçekleşmesini ve bu nitelikte demokrasiyi ve özgürlükleri güvence altına alacak demokratik bir anayasa yapılması zorunludur. Böyle bir anayasa tüm toplumsal kesimler, farklı etnisiteler ve inanç toplulukların özgür ve demokratik yaşama kavuşması açısından da vazgeçilemez önemdedir. Yalnızca bir halkın, bir kesimin, bir topluluğun özgür ve demokratik yaşamını sağlayan ama diğerlerine hak tanımayan bir anayasa, siyasal ve toplumsal bir sistem düşünülemez. Demokratik özerklik mücadelemiz Kürtler için olduğu kadar, Türkler ve tüm diğer etnisiteler, inanç toplulukları, dışlananlar, ezilenler, ihmal edilenler için de bir demokrasi ve özgürlük mücadelesidir. Bu deklarasyon dinamik bir tartışma ve uzlaşma arayışıdır. Öneri ve eleştirilere açıktır. “
Bu çerçevede çatışmalara son verilmesini isteyen Hatip Dicle, “Türkiye’nin demokratikleşmesi, siyasi çözüm yolunun açılması için, Türkiye’nin bütün demokratik ve toplumsal özgürlük güçlerini, siyasi partileri, şahsiyetleri, kanaat önderlerini, inanç toplulukları ve kurumlarını Kürt halkının yürüttüğü meşru ve haklı mücadeleye ve taleplerine destek vermeye davet ediyoruz. Kürdistan’daki bütün toplumsal kesimleri ve siyasi partileri ulusal birlik ruhuyla halkımızın yürüttüğü direnişe sahip çıkmaya; dünya halklarını ve kurumlarını halkımızın meşru özgürlük talepleriyle dayanışmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
Dicle’nin konuşmasından sonra HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş da bir konuşma yaptı. Demirtaş, okunan deklarasyonun herkese hayırlı olmasını dilerken, “Yoğun bir mücadele, emek, tartışma sonucunda ortaya çıkmış, Türkiye ve Ortadoğu’da demokrasi adına çözüm herkes için önemli bir çerçeve sunan bir demokrasi manifestosu, bir yol haritası olarak tanımlayabileceğimiz bu deklarasyonu HDP olarak yürekten destekliyoruz” dedi.
‘HDP ELİNDEN GELENİ YAPACAK’
HDP’nin bütün gücüyle bu deklarasyonda ifade edilen çerçevenin Türkiye’de hakim bir yönetim biçimi haline gelmesi için elinden geleni yapacağını ve mücadele içinde olacağını belirten Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Umut ediyorum ki bu deklarasyonun muhatapları, bu deklarasyonu yayınlayanlarla aynı ciddiyetle deklarasyona yaklaşacaklardır. Eleştiriye ve öneriye açık bu deklarasyon, çatışmaların sonlanması, mevzunun hendek ve barikat olmadığı, demokrasi sorunu olduğu noktasında tartışmaları ve mücadeleyi siyasi bir zemine çekme konusunda çok önemli bir fırsat sunuyor. İnşallah muhataplarımız bu ciddi deklarasyonu serinkanlılıkla dinleyip, okuyup aslında öz yönetimin, özerkliğin hepimiz açısından, birlikte yaşam açısından çok önemli bir fırsat sunduğunu göreceklerdir. Siyaset küskünlükler, kaprisler üzerinden yapılmaz. Ne olursa olsun konuşabilmektir siyaset. Biz HDP olarak bu noktadayız. DTK’nın deklarasyonda ifade edilen mücadele anlayışı ve öz yönetim çerçevesine bağlı kalarak bir siyasi mücadeleyi yürüteceğimizi belirtiyoruz.”
Demirtaş’tan sonra HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ile DTK bileşenleri siyasi partilerin eş genel başkanları da birer kısa konuşma yaptı.
“HALK, KİM SAVAŞ VE KANDAN BESLENİYORMUŞ GÖRMÜŞ OLDU”
Tören sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Demirtaş, “Siyaset eğer konuşarak çözmeyi başaramıyorsa, söyleyebilecek sözleri yoksa tıkanmış demektir. Hiç öyle bahane aramalarına gerek yok. Bir çözümsüzlük politikası, şiddet politikası, tankla, topla terbiye etme politikası hayattayken, söyleyebilecek sözler yok. Ama biz kin ve öfke üzerinden, kızgınlık, intikam üzerinden siyaset yapmıyoruz. Biz, diyalog ve müzakere kapılarının her zaman açık olması gerektiğini ifade ediyoruz. Siyasette bunun için varız” dedi.
Selahattin Demirtaş, kendilerine karşı kullanılan üsluba, hitaba bakılırsa, hiç kimsenin birbiriyle konuşmaması gerektiğini söyledi. Demirtaş, Başbakan Davutoğlu’nun kendisiyle yapmayı planladığı görüşmeyi iptal etmesine ilişkinse şunları söyledi:
“Her gün ayrı hakaretlerle, küfürlerle karşılaşan bir parti olmamıza rağmen, sırf halkımız acı çekmesin, ölümler dursun, siyasetçiler olarak görevimizi yerine getirelim diye mümkün olduğunca esnek davranıyoruz. Biz, ne askerin, ne polisin, ne PKK’linin, ne sivilin ölmemesi için siyasetteyiz. Onların sorumluluk ve vebalini taşıyoruz. Öyle, ‘küstüm oynamıyorum’ gibi tavırlarla bu ülke yönetilemez. Bu ülkeye yazık. Umut ediyorum ki, herkes şu anda, kim diyalogdan yana, kim savaş ve kandan besleniyoru görmüş oldu.”
“Her gün ayrı hakaretlerle, küfürlerle karşılaşan bir parti olmamıza rağmen, sırf halkımız acı çekmesin, ölümler dursun, siyasetçiler olarak görevimizi yerine getirelim diye mümkün olduğunca esnek davranıyoruz. Biz, ne askerin, ne polisin, ne PKK’linin, ne sivilin ölmemesi için siyasetteyiz. Onların sorumluluk ve vebalini taşıyoruz. Öyle, ‘küstüm oynamıyorum’ gibi tavırlarla bu ülke yönetilemez. Bu ülkeye yazık. Umut ediyorum ki, herkes şu anda, kim diyalogdan yana, kim savaş ve kandan besleniyoru görmüş oldu.”
“GÖRÜŞMEMEK İÇİN BAHANE ARIYORLARDI”
Bir gazetecinin, “Görüşmelerin kaçak çaydan kaynaklı iptal edildiğine inanıyor musunuz?” sorusuna Demirtaş, “Hayır, öyle şey olur mu? Görünen o ki zaten, görüşmemek için bahaneler aranıyordu. Üslup meselesi basit bir gerekçe yapıldı. Yoksa aslında konuşamayacak durumda olduklarını, bir çözüm politikalarının olmamasından kaynaklı bir tutumdan kaynaklandığı görülüyor” diye cevap verdi.
Bundan sonra nasıl bir yöntem belirleyecekleri konusundaki başka bir soruya Demirtaş, “Biz işimize bakacağız. Bizim derdimiz çözümdür. Her konuda çözüm için mücadele ediyoruz. Biz AKP ile var olmadık, AKP ile bitmeyeceğiz. Bizim meşruiyetimizin kaynağı AKP değil. Parlamentonun 3’üncü büyük grubuyuz. Mücadelemizi de sürdürüyoruz” yanıtını verdi.
Başka bir gazetecinin, “Bundan sonra Türkiye’yi nasıl bir süreç bekliyor?” sorusu üzerine de Demirtaş, şunları söyledi:
“Biraz önce deklarasyonu gördünüz. Bu çerçevede biz mücadelenin siyasal zeminde güçlenerek, devam etmesi gerektiği yönünde beyan ortaya koyduk. Ama ısrarla tankla, topla, bebekleri bile öldürüp, bunun üstünü psikolojik bir savaşla örtecek bir zihniyet olursa, biz de elimizdeki bütün imkanlarla zulme karşı direniriz. Seçim bizim değil, seçim hükümetindir. Hükümet savaşı seçtiği müddetçe, her canlı kendini savunmakla mükelleftir, zorunludur, sorumludur. Tercih hükümetin tercihidir. Halk barış istiyor, hükümet savaşı istiyor.”
DHA
26 Aralık 2015 Cumartesi
RedHack: Sadece DDoS Değil Sistemlere Sızdık
Türkiyeli Hacker grubu RedHack Türkiye’ye yönelik olarak gerçekleştirilen siber saldırılar hakkında konuştu. RedHack tarafından yapılan açıklamada saldırının sadece DDoS’la sınırlı olmadığı sistemlere de sızıldığı açıklandı. Hackerlar, sızmanın farkedilmesinin ardından banka ve bakanlıkların “fişi çektiklerini” aktardı.
Grup yaptığı açıklamada şunları yazdı:
“Saldirilarimiz 2 Kasim’da yaptigimiz aciklamalar ekseninde surdurulen hazirliklarla 10 gundur devam ediyor.
Eylemin hedefi -basinda sunuldugu gibi Rusya-Türkiye arasindaki sürtüşmeye mudahil olmak degil- DAIS ceteleri ve onun destekleyen AKP’dir
Operasyon sadece #RedHack’e ait bir operasyon degil #Anonymous kardeslerimiz basta olmak uzere enternasyonal sivil bir koalisyon ürünüdür.
Eylem, medyada verildigi gibi sadece DDOS’dan ibaret degildir. Zira bugun de devam eden “banka operasyonlari” SIZMA seklinde eylemlerdir.
Sizintiyi farkettikten sonra, bugune kadar onlem olarak yaptiklari tek seyi yaptilar yani “fi$i cektiler”
Ama sorunu hala bulamadilar…
Ama sorunu hala bulamadilar…
Eylemimizi: Gezi’de Gazi’de Lice’de Roboski’de Suructa, Sur’da, Ankara’da Sirnakta, Fransada ve dunyanin herhangi bir cografyasinda Baris kardeslik esitlik icin katledilen canlara, Tahir Elciye.. Evinin icinde hunharca oldurulen Dilek Doğan’a, Dilan’a, Sirine, Yelize Ve fasizmin zindanlarinda fasizmi yargilayan devrimci tutsaklara, basin emekcilerine, cefakar analara, fedakar babalara adiyoruz…
Eylemimiz katlanarak sürecek. Bankalardan Noter’ine Uyap’indan Mernis’ine Polnet’inden Deniz Hava Kara ulasimina kadar silip süpürecegiz.
‘En umutsuz oldugunuz an orada olacagiz’ demistik ve gelecek secimleri de beklemeye niyetimiz yok..
Bizi bekleyin…
Bizi bekleyin…
24 Aralık 2015 Perşembe
‘Zihniyet değişikliğine ihtiyaç var’
Cumhuriyet Halk Partisi Gaziantep eski Milletvekili Mehmet Şeker, CHP İzmir Milletvekili ve Genel Başkan adayı Mustafa Balbay’ın büyük kurultay öncesinde Gaziantep’e gelişini ve kurultay sürecini değerlendirerek, partide Genel Başkan değil, zihniyet değişikliğine gidilmesi gerektiğine vurgu yaptı. Balbay’ın doğru bir muhalefet anlayışı sergilediğine de dikkat çeken Şeker, ’’Balbay’a Gaziantep’te eşlik ettim. Muharrem İnce’de gelse, Umut Oran’da gelse aynı misafirperverliği gösteririm. Biz makam ve mevki hevesi için partimize gönül vermedik’’ dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi Gaziantep eski Milletvekili Mehmet Şeker, geçtiğimiz günlerde Gaziantep’e gelerek partililerle görüşen CHP İzmir Milletvekili ve Genel Başkan adayı Mustafa Balbay’ın bu ziyaretini detaylarını Güneş’e değerlendirdi.
‘’ORTAK PAYDA PARTİNİN ÇIKARLARI OLMALI’’
Balbay’ın doğru bir muhalefet anlayışı ile Anadolu’da ziyaretler yapmasının önemli olduğuna dikkat çeken Şeker, ‘’Kendisi ile önceden bir dostluğumuz vardı. Daha önce Deniz Baykal geldiğinde de aynı misafirperverliği göstermiştim. Yarın Muharrem İnce’de gelse, Umut Oran’da yine Gaziantep’e yakışır bir şekilde onları ağırlarız. Milletvekilliği yaptığım bir partiye katkı sunacak, ileriye taşıyacak herkesin yanında oldum ve bundan sonra aynı aylayışı sürdürüm. Ancak CHP’de acil ihtiyaç duyulan şey başkanlık değişimi değildir. Şuan genel bir zihniyet değişimi yapılması gerekiyor. Bu yapılmadığı sürece istenilen sonuçlar sadece kağıt üzerinde kalır. Uygulamaya geçirecek kadrolar bu görevlere değiştirilmeli’’ dedi.
‘’BALBAY’I ELEŞTİRMEK DOĞRU DEĞİL’’
Bazı kesimlerim Balbay’ı aday olması nedeniyle eleştirdiğine de dikkat çeken Şeker, ‘’Balbay için ‘genel başkan kendisini milletvekili yaptı. Karşısına çıktı. İhanet ediyor’ şeklinde eleştiriyor. Bu doğru bir yaklaşım değil. Parti içi demokrasilerde de bunun karşılığı yoktur. Balbay, bir kitapçık yapmış ve neler yapacağını hazırlamış ve bunu ziyaretlerle anlatıyor. Bunun kimseye zararı olmaz. Biz fikir üretmeyen, emek harcamayanları eleştirmeliyiz. Bana göre Balbay düzgün bir muhalefet anlayışı sürdürüyor. Eskiden adaylar kurultayda ortaya çıkardı. Şimdi Anadolu’ya ziyaretler yaparak bu yarışa hazırlanmaları bana göre bir zihniyet değişimidir. Destek vermek veya vermemek partililerin tasarrufudur. Ama Gaziantep’e gelen her partilimizi ağırlamak bizim için onurdur’’ diye konuştu. Şeker, memlekete ve kente hizmet etmek için mevki ve makam hırkası giymeye gerek olmadığını, toplumun artık kişileri değil, fikirleri ve projeleri tartışması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Gaziantep Güneş
Google’a Dava Açan Kadın 100 Bin Dolar Kazandı
Avustrayalı bir kadın, Google’dan kaldırılmasını talep ettiği sayfa kaldırılmayınca 100.000 dolar tazminat aldı.
Janice Duffy isimli Avustralyalı bir kadın,”Ripoff Report” adlı bir internet sitesinde şahsına yöneltilen iftiraların bulunması nedeniyle dünyaca ünlü arama motoru Google’dan, sitenin içeriğinin kaldırılmasını talep etti. Janice Duffy’nin talep etmesi üzerine siteyi inceleyen, ancak sitede kaldırılması gereken bir içerik bulunmadığını söyleyen Google, kadının talebini reddetti. Bu olayların ardından 2011 senesinde Google’a dava açan kadın, şirkete açtığı tazminat davasını kazanmayı başardı.
Google davayı kazanan kadına içeriklerin kaldırılmamasından dolayı 100 bin dolar tazminat ödeyecek. Davayı sadece sitede bulunan ve iftiralar içeren makaleden dolayı değil, aynı zamanda isminin Google’a yazılmasıyla birlikte karşısına çıkan otomatik düzeltmeden dolayı açtığını belirten Janice Duffy, davadan alacağı paranın yanı sıra Google’a istediği makaleyi sildirmeyi başardı.
Davayı yürüten ve 59 yaşındaki kadının tazminat talebini kabul eden hakim Malcolm Blue, Janice Duffy’nin 2011 senesinden beri devam eden davadan dolayı oldukça yıpranmış olabileceğini göz önüne alarak böyle bir karara vardığını belirtti.
Janice Duffy isimli Avustralyalı bir kadın,”Ripoff Report” adlı bir internet sitesinde şahsına yöneltilen iftiraların bulunması nedeniyle dünyaca ünlü arama motoru Google’dan, sitenin içeriğinin kaldırılmasını talep etti. Janice Duffy’nin talep etmesi üzerine siteyi inceleyen, ancak sitede kaldırılması gereken bir içerik bulunmadığını söyleyen Google, kadının talebini reddetti. Bu olayların ardından 2011 senesinde Google’a dava açan kadın, şirkete açtığı tazminat davasını kazanmayı başardı.
Google davayı kazanan kadına içeriklerin kaldırılmamasından dolayı 100 bin dolar tazminat ödeyecek. Davayı sadece sitede bulunan ve iftiralar içeren makaleden dolayı değil, aynı zamanda isminin Google’a yazılmasıyla birlikte karşısına çıkan otomatik düzeltmeden dolayı açtığını belirten Janice Duffy, davadan alacağı paranın yanı sıra Google’a istediği makaleyi sildirmeyi başardı.
Davayı yürüten ve 59 yaşındaki kadının tazminat talebini kabul eden hakim Malcolm Blue, Janice Duffy’nin 2011 senesinden beri devam eden davadan dolayı oldukça yıpranmış olabileceğini göz önüne alarak böyle bir karara vardığını belirtti.
33 Yıllık Evlilik: 17 Çocuk 24 Torun
Gaziantep’te yaşayan yarım asırlık Güngör çiftinin 17 çocuğu, 24 torunu bulunuyor. Çift çocuklarının ismini hatırlamakta ve sayısını hesaplamakta zorlanırken, evli ve 4 çocuk sahibi kardeşlerden Sülbiye Güngör ise hastalığı nedeniyle bir daha çocuğunun olmamasından korkuyor.
Şirinnar'ın haberine göre Gaziantep’in Şehitkamil ilçesine bağlı Yalangöz Mahallesi’nde yaşayan 53 yaşındaki Kadir ve 50 yaşındaki Raziye Güngör çiftin, 33 yılda 28 çocuğu dünyaya geldi. Çiftin çocuklarından 11’i rahatsızlıkları nedeniyle ölürken, 17’si ise halen yaşıyor. 3 oğlu ve 4 kızının da evlenmesi ile birlikte çiftin toplam 24 torunu dünyaya geldi. Evin içerisi ve bahçesi çocuklarla dolarken Raziye ve kadir Güngör çifti ise çocukların ve torunlarının ismini hatırlamakta zorlanıyor. Çoğu zaman çocuk ve torunlarının isimlerini karıştıran çift, çocuk ve torunların sayılarını hesaplamakta da zorlanıyor. Bazen çocuklarını komşularında unuttuklarını belirten çift, unutulan çocuğun farkına bile varmadıklarını da anlattı. Çift, komşularının ve yakınlarının destekleri ile çocuklarını büyütmeye çalıştıklarını da kaydetti.
Bu kadar çok çocuk dünyaya getirmekten pişman olmadıklarını belirten çift, “Çocukları çok seviyoruz. Yok pişman değiliz. dünya çok şirin. çocuklar da şirin oluyor. Çocukların bu kadar zahmetli olduğunu düşünmedik. Bir şekilde baktık, büyüttük. bazılarını evlendirdik. Bazıları ise kendileri çalışıyor, kendi düğünlerini kendi yaptı” dedi.
250 hanenin bulunduğu mahallenin 30’u aşkın hanesinde akrabaları olduğunu belirten çift, bin kişinin yaşadığı mahallenin toplam nüfusunun yüzde 10’nun ise Gügör soyadını taşıdığını kaydetti. Mahallenin hemen her tarafından çocuklarının ve torunlarından birinin çıktığını belirten çiftin yaşadığı ev ve bahçesi ise çocuk kreşlerini aratmayan görüntülere sahne oluyor. Torunlarla bir araya geldiklerinde çocuk ve torunlar eve sığmazken, küçük bebeklerden bazıları ise ana kucağı yerine ‘leğen’de kalıyor.
Ailenin en büyük üçüncü çocuğu olan Sülbiye Gügör ise çok sayıda kardeşi ve yeğeni olmasından büyük mutluluk duyduğunu kaydetti. Ailesinden ve kardeşlerinin sayısından utanmadığını belirten Sülbiye Güngör, “Bu kadar kardeşimin olmasından çok memnunum. Annemden, babamdan ve kardeşlerimden asla utanmıyorum. Ben de çocukları çok seviyorum” diye konuştu.
Kendisinin bel fıtığı ve diyabet gibi rahatsızlıklarının bulunduğunu belirten Sülbiye Göngör, yatalak olup, çocuğunun olmamasından endişe ettiğini kaydetti. Sülbiye Güngör, “Çocuklara bakması zor değil. Bakılır ama yeterki maddi imkanlarımız iyi olsun. Ben asıl bir daha çocuğumun olmamasından korkuyorum. Ben hastayım, bel fıtığı ve diyabet rahatsızlığı var. Yatağa düşmekten korkuyorum” diye konuştu.
Artık çocuk sahibi olmak istemediklerini belirten çift, hayırseverlerin yardım elinin uzanmasını bekliyor.
Şirinnar'ın haberine göre Gaziantep’in Şehitkamil ilçesine bağlı Yalangöz Mahallesi’nde yaşayan 53 yaşındaki Kadir ve 50 yaşındaki Raziye Güngör çiftin, 33 yılda 28 çocuğu dünyaya geldi. Çiftin çocuklarından 11’i rahatsızlıkları nedeniyle ölürken, 17’si ise halen yaşıyor. 3 oğlu ve 4 kızının da evlenmesi ile birlikte çiftin toplam 24 torunu dünyaya geldi. Evin içerisi ve bahçesi çocuklarla dolarken Raziye ve kadir Güngör çifti ise çocukların ve torunlarının ismini hatırlamakta zorlanıyor. Çoğu zaman çocuk ve torunlarının isimlerini karıştıran çift, çocuk ve torunların sayılarını hesaplamakta da zorlanıyor. Bazen çocuklarını komşularında unuttuklarını belirten çift, unutulan çocuğun farkına bile varmadıklarını da anlattı. Çift, komşularının ve yakınlarının destekleri ile çocuklarını büyütmeye çalıştıklarını da kaydetti.
Bu kadar çok çocuk dünyaya getirmekten pişman olmadıklarını belirten çift, “Çocukları çok seviyoruz. Yok pişman değiliz. dünya çok şirin. çocuklar da şirin oluyor. Çocukların bu kadar zahmetli olduğunu düşünmedik. Bir şekilde baktık, büyüttük. bazılarını evlendirdik. Bazıları ise kendileri çalışıyor, kendi düğünlerini kendi yaptı” dedi.
250 hanenin bulunduğu mahallenin 30’u aşkın hanesinde akrabaları olduğunu belirten çift, bin kişinin yaşadığı mahallenin toplam nüfusunun yüzde 10’nun ise Gügör soyadını taşıdığını kaydetti. Mahallenin hemen her tarafından çocuklarının ve torunlarından birinin çıktığını belirten çiftin yaşadığı ev ve bahçesi ise çocuk kreşlerini aratmayan görüntülere sahne oluyor. Torunlarla bir araya geldiklerinde çocuk ve torunlar eve sığmazken, küçük bebeklerden bazıları ise ana kucağı yerine ‘leğen’de kalıyor.
Ailenin en büyük üçüncü çocuğu olan Sülbiye Gügör ise çok sayıda kardeşi ve yeğeni olmasından büyük mutluluk duyduğunu kaydetti. Ailesinden ve kardeşlerinin sayısından utanmadığını belirten Sülbiye Güngör, “Bu kadar kardeşimin olmasından çok memnunum. Annemden, babamdan ve kardeşlerimden asla utanmıyorum. Ben de çocukları çok seviyorum” diye konuştu.
Kendisinin bel fıtığı ve diyabet gibi rahatsızlıklarının bulunduğunu belirten Sülbiye Göngör, yatalak olup, çocuğunun olmamasından endişe ettiğini kaydetti. Sülbiye Güngör, “Çocuklara bakması zor değil. Bakılır ama yeterki maddi imkanlarımız iyi olsun. Ben asıl bir daha çocuğumun olmamasından korkuyorum. Ben hastayım, bel fıtığı ve diyabet rahatsızlığı var. Yatağa düşmekten korkuyorum” diye konuştu.
Artık çocuk sahibi olmak istemediklerini belirten çift, hayırseverlerin yardım elinin uzanmasını bekliyor.
17 Aralık 2015 Perşembe
Radyo Şirinnar’da En Çok İstek Alan Türküler
Radyo Şirinnar’da dinleyicilerimiz tarafından telefonlarla mesaj yoluyla, sosyal medya ortamlarından, yolda gördüğümüzde, muhtelif iletişim kaynakları aracılığıyla kısacası, en çok istenen türküleri derledik.
5 Cengiz Özkan Male Male
4- İlkay Akkaya Özledim Seni
4- İlkay Akkaya Özledim Seni
3-Ahmet Kaya Diyarbakır Hasreti
2-Seyduna Türküleri Nefesimi Süreyim
2-Seyduna Türküleri Nefesimi Süreyim
1-Nurettin Rençber Söyle Sunam
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







